Ah şu beklentilerimiz. Öncelikle hepimizin ama hepimizin bir beklentisi mutlaka ki var bu hayatta. En başta cevabını almak için sorduğumuz soruda, iş hayatımızda, ilişkilerimizde var olan beklentilerimiz. Maddi ve manevi ihtiyaçlarımız var. Buraya kadar her şey doğal ve normal. İşin içine ‘yüksek’ beklentiler girdiğinde ihtiyaçlarımızı karşılarken problemler ve istediğimizi alamama duygusu giriyor. Örnek verelim; çalıştığınız yerde terfi almak istiyorsunuz. Çok çalışıyoruz ve bunun karşılığını gerek maddi gerek ise manevi olarak almak istiyoruz. İyi koşullarda yaşamak hepimizin hakkı. Tabii ki terfi de alacaksınız. Maaşınız da artacak. Ancak bu alanda devamlı bir beklenti halinde olduğumuzda ya da şöyle diyelim odağımız devamlı beklentilerimizde iken enerji olarak çok kolay ilerleme kaydedebilecekken bir anda aksilikler ve terslikler çıkmaya yüz tutuyor. Bunun sebebi bütün enerjimizi ‘terfi almaya’ odakladığımızda bekliyoruz da bekliyoruz. Hatta ‘şu gün kesin olacak, bugün olmadı 2 hafta sonra konuşacağım’ şeklinde dilimizden dahi dökülmeye başlıyor. Ondan sonra ‘Gelecekte bir gün gelecek’ oluyor. Mükemmelliyetçilik yazımda da bir anlamda bunu açıklamaya çalışmıştım. Peki nasıl bu alandan kurtuluruz? İsteyelim ve enerjiyi bırakalım. Düşünmemeye çalışalım. Bunu bir kere denediğinizde ve sonucunu aldığınızda inanın gerisi gelecektir. Beklenti alanında kaldıkça daha çok bekler hale geliyoruz. Bu da bizi daha kolay yoldan ulaşabileceğimiz hedeflerimize biraz dolambaçlı bir şekilde ulaşmamızı sağlıyor. Bazen de hiç olmuyor. Beklenti alanında kendimizi de o kadar zorluyoruz ki ‘Projeyi yaptım’ ‘Birçok sorumluluk benim üzerimde’ AMA ‘Ödülümü alamıyorum’ inancını oluşturuyoruz. Hangi alanda beklenti içerisinde olursak olalım bilelim ki o alanda daha çok zaman kaybedeceğiz. Odağımızı ne zaman farklı bir alana kaydırırsak işte o zaman beklemediğimiz bir anda terfi geliyor zam geliyor takdir geliyor. Beklentilerimizin en kök sebebi %100 garanti sever egolarımız ve ihtiyaçlarımızdan kaynaklanıyor. Onaylanma isteği, takdir görme, beğenilme. Ya da endişe ve korku hissediyoruz. Bilelim ki bu duyguları hissettiğimizde egomuzdan geliyoruz. Ve o anda yer almıyoruz. Ancak ne kadar çok bu alandan uzak kalırsak ihtiyaçlarımız o kadar çabuk karşılık bulacak bunun farkına varamıyoruz. İlişkilerden örnek verelim. Eminim ki ne zaman partnerinizin sizin ile ilgilenmesi konusunda şikayetçi olsanız ne ilgi ne de alaka görürsünüz. Ne zaman ki bundan vazgeçer beklenti alanından uzak kalırız. İşte o zaman gelsin sürprizler. Çünkü en başta var olan ilgi ihtiyacımızı en aza indirgemiş oluruz. İlişkilerimizde beklentilerimizi dile getirmeliyiz. Açık cümlelerle suçlamadan eşimize, sevgilimize, dostumuza ifade etmeyi de bilmeliyiz. Duygularımızı ifade etmemiz bizi güçsüz duruma düşürmez. Aksine bizim bunları ifade edecek kadar güçlü olduğumuzu gösterir. En güzeli de aramızdaki bağı daha da güçlendirir. Yeter ki farkında olalım. Beklentilerimiz yargılarımız gibi bizi yorar ve hırpalar. Bunun farkına vardığımızda yavaş yavaş zihnimizi, duygularımızı da yönetir hale geliriz. Beklentilerimizi ne kadar minimum da tutarsak o kadar daha mutlu ve huzurlu hissederiz.
Sevgiler
Zeynep İrem Çağlar
Uluslar arası İlişki ve Yaşam Koçu
Asro-Shera